German
English
Turkish
French
Italian
Spanish
Russian
Indonesian
Urdu
Arabic
Persian

Kilise

I. Müslümanlar soruyor

 

  • Kilise ile ümmet arasındaki benzerlikler ve farklar nelerdir?
  • Hristiyan iman toplulukları ve kiliseler arasındaki ana farklar nelerdir?
  • Hristiyanların birliği konusunda çalışmalar var mıdır?
  • İnsan nasıl kilise üyesi olur? Vaftizin anlamı nedir?
  • Kilisenin yapısı nasıldır? Camilerin idare kuruluna benzer bir kurulu var mıdır?
  • Katolik kilisesinde Papanın rolü, yanılmazlığı (yanılmaz, masum= günahlardan korunmuşluk), kilisenin öğreti makamı ve Vatikan Devleti nasıl anlaşılmaktadır?
  • II. İslami görüş Genel olarak 1. Müslümanlar kendilerini, Tanrının gözünde herbiri aynı olan müslümanlar cemaatinin (ümmet) üyesi olarak görürler. Burada temel olarak hiyerarşi, iman konularında yetkiyle karar veren öğreti makamı, rahiplik ya da rahiplerin hiyerarşisi yoktur. Her müslüman aracısız direk olarak Tanrının önündedir. 2. Müslümanlık bilincinde ümmetin birliği, islamiyet içindeki gruplar (örn. Sunniler, Şiiler) ya da bazen çekişme ve hatta savaş durumunda olsalar bile farklı bağımsız devletlerin mevcudiyetinin üzerindedir. Buna karşın hristiyanlar – yalnızca islam dünyasında değil her tarafta – farklı gruplara bölünmüş görünmektedirler. 3. Müslümanların düşüncesine göre Kuranın ve aktarının yorumu temel olarak her bir müslümana emanet edilmiş bir görev durumundadır. İcma (ulemaların düşünce birliği) sistemi artık yoktur. İmanın birliğini ve imanı günümüze uygun şekilde yorumlayacak bir öğreti makamına özlem duyan müslümanlar vardır, ancak daha sık olarak imanla ilgili konularda bağlayıcı olacak bir otoriteye karşı büyük kuşku görülmektedir. 4. Kural olarak, insan islami bir ülkede doğduğu ve islam iman dünyası içinde büyüdüğü için müslümandır. Aynısının hristiyanlarda da olduğu düşünülmektedir. Bunun yanında hristiyan vaftizi ile müslüman sünneti arasındaki temel farklılık genelde pek bilinmez. Bazen Arap müslümanlarca sünnet kelimesi vaftiz şeklinde tercüme edilmektedir. Öte yandan günümüzde yetişkin olarak inançlarına yeniden sarılan ve yeniden yönelen müslüman ve hristiyanların sayısı artmaktadır. Detaylı olarak 1. Ümmet içinde bütün imanlılar (erkek ya da kadın) Tanrının gözünde bir tarağın dişleri gibi (Hadis) aynıdırlar. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, Ondan en çok korkanınızdır (Kuran, Hucurat 13). Müslümanların birçoğu velilerin, evliyaların şefaatine önemli bir yer ayırmasına rağmen, herkes aracısız direk Tanrıya yönelir. Muhammedin müslümanlar için Tanrının tahtında canlı bir şefaatçi olduğu genel bir islami kanıdır. Ancak bu konuda Vahhabiler(19) değişik Kuran ayetlerine işaret ederek bu şefaatin yalnızca Son Günde ve Tanrının açıkça izni ile olacağını ifade ederler (bkz. Kuran, Bakara 256; Taha 108). 2. Ümmet, bütün imanlıların topluluğudur, müminler ancak kardeştirler (Kuran, Hucurat 10). (Geçmişte) Halifenin, (günümüzdeyse) devlet başkanlarının ümmetin birliği için çaba göstermek ve şeriatın uygulanmasını sağlamak görevleri vardır. Buna karşın imanın ve şeriatın tarifi ve yorumu konusunda normalde fonksiyonları yoktur. 3. İmanın ve işlerin tanımlanması din alimlerinin (ulema: din biliminde uzman olanlar; fukaha: şeriat, yani fıkıh eğitimi görmüş olanlar) görev alanıdır. İmanın ve şeriatın tarifi konusunda yanılmazlık topluca ümmete aittir: Ümmetim asla yanlış olanda anlaşmaz (Hadis). Ancak bu temel ifadenin uygulanması zordur. Bazı ülkelerde bir başmüftü ya da müftüler konseyi, fetva denilen hukuki karar ifadeleri şeklinde şeriatın resmi yorumundan sorumludurlar. Müslüman, yetki ve deneyimleriyle tanınan din alimleri ya da dini önderlere (ulema ve sufi şeyhleri) herhangi bir konuda danışabilir. 4. İmamın rolü namaza önderlik etmek ve vaaz (hutbe) vermektir. Normalde, devlet tarafından maaşı ödenen devlet memuru konumundadır. Mevcut olmadığı durumda yetkin bir müslüman onun görevini yerine getirebilir. İmam rahip değildir. İslamiyette ruhbanlık sınıfı yoktur, bunun yerine dini bilimleri iyi bilen din adamları vardır. 5. İslamiyette herbiri kendisinin doğru yol olduğunu iddia eden farklı yönelimler vardır. Günümüzde ise bir çok müslüman küçük gruplar ve teolojik ekolleri gözönüne almaksızın Sunniler ve Şiiler şeklindeki ayrımın tarihsel kökenli ve tarihin bir ürünü olduğunu ve her bir grubun hepsi de kaynağını Kurandan alır şekilde İslamın farklı yanlarını öne çıkardığını düşünmektedir. 6. İslamiyetle kıyaslandığı zaman hristiyanlık müslümanlara göre, yalnızca İsa Mesihin kişiliği ve anlamı hakkındaki öğreti açısından değil, bir çok açıdan bölünmüş görünmektedir. Kuran İsa ya da hristiyanlar hakkında konuşurken şunu ekler: Sonra gruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne şahit olunduğu zamanda vay o kafirlerin haline! (Kuran, Meryem 37; bkz. Bakara 113.145; Maide 14). Avrupadaki müslümanlar bu konuda özellikle hristiyanların katolikler ve protestanlar olarak ayrılığını düşünürler. III. Hristiyan görüşü 1. Katolik/Protestan(20) 1. Hristiyan düşüncesinde kilise çok katmanlı bir terimdir. Öncelikle İsaya Tanrıoğlu ve Kurtarıcı olarak inanan ve buna vaftizle tanıklık edenlerin topluluğudur. Vaftizlilerin bu büyük topluluğu değişik kilise ve iman topluluklarına üye durumdadırlar. 2. İnsan doğumla değil, iman ve vaftizle hristiyan olur.(21) Vaftiz olan kişi İsanın ölümü ve dirilişine katılmış olur (İncil, Romalılara Mektup 6.bölüm) ve kilisenin bir üyesi haline gelir. 3. Kilise devamlı olarak Eski ve Yeni Ahitin kutsal yazılarında vahyedilen Tanrı Sözüne sadık kalmak ve onu her çağın yapısı içinde anlamak çabasındadır. Tanrı Sözünün devamlı olarak yeniden anlaşılması, İsanın havarilerine vadettiği Kutsal Ruhun etkin olduğu kilise topluluğunda gerçekleşir. 1.1 Protestan kilise yapısı özellikleri Kilise, Tanrı Sözünün doğru ve tam sadakatle duyurulduğu ve vaftiz ve Rabbin sofrası sakramentlerinin uygulandığı yerdedir.(22) Kilise cemaatlerden oluşur. Kilise ruhani meclis yapısındadır, cemaatlerin idarecileri (kadın ya da erkek vaizlerden, kadın ya da erkek episkoposlara(23) kadar), dini makam sahibi ya da din adamı olmayan (laik) cemaat üyelerinden oluşan ruhani meclis kurullarına(24) hesap vermekle yükümlüdürler. Kadınlar ya da erkeklerce, evli ya da bekarlarca yapılsın, kilisenin idaresi imanlıların birbirlerine kardeşçe hizmetleridir. 1.2 Katolik kilise yapısı özellikleri Kilise, öncelikle herkesin vaftiz aracılığıyla aynı onura sahip olduğu Tanrıhalkıdır. Kilisede hizmet makamı imanlılar topluluğuna hizmet eder. 2.Vatikan Konsili, kilise yasası Lumen Gentiumda (Ulusların Işığı) hiyerarşik bir kilise yapısından (communio hierarchica) (25) özellikle bahsetmektedir. Kilise, hiyerarşi değildir, hristiyanların topluluğudur; hiyerarşi topluluğa hizmet eder. Papanın ya da episkoposların yanılmazlığı öğretisini doğru bir şekilde anlamak için, buna temel teşkil eden, İsa Mesihte açıklanan Tanrı Sözünün yanılmaz, yani tamamen güvenilir ve kusursuz oluşunu gözönünde tutmak gerekir. İsa, Tanrı Gerçeğini duyurmuş, bu gerçeğe tanıklık etmiştir (bkz. İncil, Yuhanna 18,37). Bu gerçek, Kutsal Ruhun gücüyle kiliseye erişir ve kilisece imanla kabul edilir. Gerçeğin Ruhu olan Kutsa Ruh, İsanın öğrencilerini tüm gerçeğe yöneltir (İncil, Yuhanna 16,13). Kilisenin, Ruhun gücündeki imanında Tanrının Gerçeği en kesin şekliyle mevcuttur. Bu nedenle 2. Vatikan Konsili şunu açıklar: Kutsal Ruhça meshedilmiş (bkz. İncil, Yuhannanın 1.Mektubu 2,20 ve 27) imanlıların bütünlüğü imanda yanılamaz (Lumen Gentium, 12). İmanlıların tümü iman ve ahlak konularında genel ortak kanılarını ifade ettikleri zaman bu hatasızlık geçerlidir (Lumen Gentium, 12). Topluca kiliseye ait olan imanda yanılmazlık, havarilerin ardılları olarak episkoposların birliğinde (en başta genel bir konsilde) ve Petrusun ardılı olarak Kilisede birliğe hizmet görevini üstlenmiş olanın makamında (Papalık makamı) belirginleşir ve gerçekleşir. Bunun anlamı, Papa özel şahıs olarak yanılmaz değildir. Bütün öğreti ifadeleri de yanılmaz olarak geçerli değildir. Yanılmaz olan Papanın ex cathedra yani makamının kudreti ile imanlıların başçobanı ve öğretmeni olarak ... bir iman ya da ahlak öğretisinde kesin geçerli bir belge olarak duyurduğu (Lumen Gentium, Sayı 25, 1. Vatikan Konsiline atıfta bulunarak)(26) öğreti açıklamalarıdır. Papa ve aynı şekilde episkoposlar her istedikleri şeyi yanılmaz olarak açıklayamazlar, topluca kiliseye emanet edilmiş ve kilisede kuşaktan kuşağa aktarılan imana bağımlı durumdadırlar. Bu nedenle öğreti kararından önce Kitabı Mukaddesteki iman tanıklığına, kilisedeki aktarıya ve hristiyanların diri iman bilincine (sensus fidei, Lumen Gentium, Sayı 12) uymak zorundadırlar. Tersi yönde imanlılar topluluğu için de imanın bağlayıcı ve güvenilir şekilde açıklanıp duyurulması önemlidir. Bu güvenilir duyuru, kilisede görev makamının görevidir. Kilisede görev makamı, havarilerin İsaca görevlendirilmelerinde ve – Petrusun makamı, papalık – İsanın Petrusa yüklediği görevde temellenir (bkz. İncil, Matta 16,18; Luka 22,32; Yuhanna 21,15-17). Katolik kilisesinde anlaşıldığı ve gerçekleştirildiği şekilde evrensel kilise, aynı derecedeki yerel kiliselerin birliğidir. Yerel kiliselerin temel birimi episkoposluktur. Episkoposluk, bir episkoposun idaresi altındadır. Episkoposluklar, her biri episkopos tarafından bir rahip ya da başrahipe(27) emanet edilmiş olan cemaatler şeklinde bölünmüştür. Episkopos bir yerel kiliseden sorumludur, ve bir cemaatteki bir grup imanlının ruhsal yönlendirilmesi için atadığı rahipler de episkoposun yardımcılarıdırlar. Rahibin görevi ise, mümkünse görevli ya da gönüllülerin de desteğiyle, hristiyanları Mesihin adına biraraya toplamak, efkaristiya ayinini kılmak, diğer sakramentleri kutlamak ve aynı zamanda imanlıların öğreti ve ruhsal ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Episkoposlukların veya yerel kiliselerin tamamı, birliği ve idaresiyle episkoposlar birliği ile havari Petrusun ardılı, Roma episkoposu Papanın görevli olduğu evrensel kiliseyi oluşturur. Doğu kiliselerinde ister Papalıktan bağımsız olsun, isterse Roma ile birleşmiş olsun her kilisenin en büyük önderine Patrik denilir. 2. Kiliseler ve kiliselerin birliği Kilise en eski dönemlerden itibaren bölünmeler ve heretiklerden (doğru imandan sapmalar) sıkıntı çekmiştir. Teolojik konuların yanında siyasi ve ahlaki faktörler de bunda önemli bir rol oynamıştır.(28) Günümüzde hristiyanlığın üç ana grubu, Katoliklik(29), Protestanlık ve Ortodoksluk dünyaya yayılmıştır.(30) Bunlar yüzyıllar boyunca az ya da çok birbirlerine karşı bir tutum izlemişlerdir. Hatta silahlı çatışmalar bile yaşanmıştır. Misyon bölgelerinde de bazen hiç de iyi niyetli olmaksızın, birbirlerine karşı rekabet göstermişlerdir. Bu tutum, İsanın mesajına ve Onun birlik için duasına aykırıdır (İncil, Yuhanna 17. bölüm). Yirminci yüzyılın ilk döneminde kilisenin birliğini hedefleyen ekümenik hareket güçlü bir gelişim göstermiştir. Kiliseler Ekümenik Konseyi 1948te kurulmuştur ve protestan (anglikanlar dahil) ve ortodoks kiliselerin çoğu bu konsey üyesidirler. Hristiyanların yarısından çoğunun üyesi olduğu ve sayıca en güçlü hristiyan kilisesi olan Katolik kilisesi, İkinci Vatikan Konsilinden sonra da bu konseye katılmamıştır. Ancak konseyin en büyük komisyonlarının çalışmalarına katılmaktadır ve bir çok üye kilisesi ile Efkaristiya, kilisede makamlar, kilisede otorite ve Papanın rolü konularında önemli ortak kararlar alınmasını sağlamıştır. Hristiyanların birliğine giden yol böylece açılmış durumdadır. Burada gerekli olan, bütün hristiyanların birbirlerini kardeş olarak görmeleri, birbirlerine kulak vermeleri ve nerede ve nasıl mümkün olursa beraberce çalışmalarıdır. IV. Hristiyanlar yanıtlıyor (31) 1. Kilise ve ümmetin her ikisi de imanlı topluluklarıdır. İkisi de sosyal ve dünyevi boyutlara da sahiptirler. Ümmet, Tanrının isteğini geçerli kılmakla, Muhammedin işini devam ettirmekle görevli olduğuna inanmaktadır. Geniş kapsamda cemaat olarak kilise ruhsal birlik ve Mesihin ve Onun egemenliğinin görünür mevcudiyeti olarak ümmete karşılık gelmektedir. Bu noktada protestan kiliseleri kendilerinde idare yapı yoğun olarak göze çarptığı halde ruhani kurullar ilkesini(32) vurgularken, katolik kilisesi hiyerarşik yapı ve öğreti makamını daha güçlü olarak karakterize eder. Her iki tarz da birbirine aykırı olmak durumunda değildir. 2. Papalık ve Halifelik. Halife devlet başkanı olarak dünyevi bir hükümdardı, Papanın otoritesi ise günümüzde tamamen ruhsal niteliktedir. Günümüzde toprak büyüklüğü olarak çok küçük olan Vatikan Devleti, Papanın ve katolik kilisesinin merkezi organı Kurienin bağımsızlığını garanti eder. Papa tarafından ülkelere gönderilen Nunsiyuslar (Vatikanın elçileri) dünyevi bir hükümdarın elçileri değil, temel olarak yalnızca ruhsal bir önderin kişisel temsilcileridirler.(33) 3. Katolik(34) Kilisesinde ve Ümmette yanılmazlık. Temel ilke hem katolik kilisesinde hem de ümmette olmak üzere her iki tarafta da vardır. Bunun ortak bir öğesi vardır. Yanılmazlık asıl olarak imanlılar topluluğuna ait bir özelliktir. Aradaki fark ise bunun ifade ve aktarı şeklindedir.(35) Katolik düşüncesine göre, Kilisenin, nesillerle gelen sakınılamaz gelişimler karşısında, İncile sadakatle daima Gerçeğin içinde kalması için Kutsal Ruhun yönlendirdiği bir öğreti makamı gereklidir. 4. Katolik rahip, protestan erkek ya da kadın vaiz (Pastör), imam gibi ibadete önderlik eder, vaaz verir ve öğretirler. Katolik rahip, protestan erkek ya da kadın vaiz kutsanarak bu göreve atanırlar. Buna karşın imam ise bazen devletçe, bazen de bir cami cemaati ya da camiler birliğince bir müslüman cemaatine önderlik etmesi için görevlendirilir. İmamlık görevinin yerine getirilmesi için ilahiyet eğitimi görmek kesin bir önkoşul değildir. 5. Vaftiz, iman açıklaması (islamiyette amentü) ve sünnet. İnsan ya müslüman ebeveynlerden doğmakla, ya da tanıklar önünde islamiyetin iman açıklaması şehadeti söyleyerek islama geçmekle müslüman olur. Hristiyan kilisesinin üyesi ise İsaya Tanrıoğlu olarak imanı da içeren vaftiz aracılığıyla olunur. Kuranda bahsedilmeyen sünnet ise sünnettir (yani Hadise dayalı gelenek). Bazı hukukçulara göre sünnet mecburidir, bazılarına göre ise tavsiye durumundadır. Sünnet erkek çocuklarını kapsar, ancak kız çocuklarının sünnetini isteyenler de vardır, ancak bu müslümanların çoğunluğunca reddedilir.(36) 6. Kilisede ve Ümmette birlik. Kilise ve Ümmetin her ikisi de bazen kan dökülmesine varan ayrılıkçı hareketler ve iç çekişmeler yaşamışlardır. Her iki tarafta da insani faktörlerin yadsınmaması, önemsiz görünmemesi gerekir. Bunun anlamı, katolik ve protestanların, örneğin Katolik kilisesinin Doğu ve Batı kiliselerine bölünüşüne, 16. yüzyılda kilise bölünmelerine ve protestanların kendi aralarındaki savaşlara neden olan hataları, yanlışları ve günahları açıkça kabullenmeleri demektir. Bu da, katolik inancına göre kilisenin hem Tanrısal hem de insani (yani yanılabilir) doğaya sahip olduğunu, ve katolik ve protestan inancına göre hem kutsallar hem de günahkarlardan oluştuğunu ifade etme fırsatı verir. Kilisenin kendini sürekli yenilemesi gerektiği(37) düşüncesi, devamlı olarak kilise içinde yeniden düşünmeye çağrı durumundadır, ancak kiliseden ayrılma ve kopmalara yönelik bir teşvik olarak algılanmamalıdır. Nasıl ki müslümanlar mezhep farlılıklarının ötesinde kendilerini iman kardeşi olarak görüyorlarsa; hristiyanların da mezhep sınırları ötesinde kendilerini mümkün olduğu her yerde, örn. Kitabı Mukaddesin çeviri ve yorumunda, teolojik düşünce ve araştırmalarda, ruhsallığın ve tanıklığın gelişiminde, sosyal ve hayır işlerinde birlikte çalışmaya teşvik edilmiş, Mesihte bir olan kardeşler olarak görmeleri gerekir.

______________________________________________________________

  • (19) Vahhabiler; aziz ve evliyaların onurlandırılması, şiilerin imam konusundaki düşünceleri, felsefe ve tasavvufun monistik eğilimleri gibi Yaradan ile yaradılmışlar arasındaki her türlü aracılığı ısrarla reddeden Muhammed Ibn Abdul Vahhabın (1703-1793) öğretisinin taraftarlarıdır.
  • (20) Özel olarak aksi söylenmedikçe burada katolik sözcüğü Almanyada kilise dili olarak Roma-Katolik, Protestanlık (Lutherci, Reformasyon) ise İncili kiliseleri kastetmektedir.
  • (21) Kilise tarihinin ilk onyıllarında öncelikle yetişkinler vaftizle kiliseye kabul ediliyorlardı. İncil metinleri çocuk vaftizlerini belirtmiyor, ancak olanaksız da görmüyor (bkz. LTHK. 3. Baskı, C. V, S. 1448). Hristiyan ebeveynlerin çocuklarının daha bebek iken vaftiz edilmelerinin nedeni, ebeveynlerin çocuklarını imanda yetiştirebilecekleri, çocuğun daha sonra bilinçli olarak imanına tanıklık edip, yetişkin olarak kilise önünde sorumluluk alabileceği düşüncesidir. Bazı kiliseler yalnızca yetişkinleri vaftiz etmekte, çocuk vaftizinin İncile aykırı düştüğü düşüncesini savunmaktadırlar.
  • (22) Confessio Augustana, Sayı 7.
  • (23) Eğitimleri hakkında 27 nolu dipnota bakınız.
  • (24) Cemaat düzeyinde Cemaat Kilise Konseyi; Kilise bölgesi düzeyinde Bölge Ruhani Meclisi ve Ruhani Meclisler arasında Bölge Kilise Konseyi; Eyalet düzeyinde Eyalet Ruhani Meclisi ve Ruhani Meclisler arasında Kilise İdaresi; Ülke genelinde Almanya Protestan Kiliseleri (EKD) Ruhani Meclisi ve Ruhani Meclisler arasında EKD Yüksek Kurulu etkindir.
  • (25) Sayı 21: in communione hierarchica, ayrıca bkz. Sayı 8 ve 10.
  • (26) Arapça-islami masum ve isma terimleri bazen yanılmaz ve yanılmazlık olarak aktarılır. Ancak bu terimler daha çok korunmuş olmak düşüncesini vurgularlar ve daha çok günahlardan korunma anlamındadırlar. Bu peygamberler, ve şiilerde ayrıca imamlar için geçerlidir. Bu nedenle terim yanılmazlık tan çok günahsız olmak şeklinde anlaşılır.
  • (27) Rahip olarak bir cemaate gönderilmeden önce rahiplik okulunda ruhsal ve teolojik eğitim alır. Özel bir törenle episkoposça din adamlığına ya da rahipliğe kutsanmasından sonra aynı episkopos tarafından belli bir cemaate gönderilir. Temel olarak bir rahibin evli olmasına karşı olan kural yoktur. Ortadoğuda evli olan birçok rahip vardır ve ortodoks rahiplerin çoğu evli ve çocuk sahibidirler. Batıda, Latin Kilisesinde ise 7.yüzyıldan beri rahiplerin bekar kalmaları kilise kanunuyla şart koşulmuştur. Ancak bu şart değiştirilebilir, çünkü rahip ille de tarikat üyesi değildir. Tarikat üyelerinin çoğunluğunun aynı zamanda rahip olmasına karşın, rahip, tarikat üyesi din adamı ile karıştırılmamalıdır. Tarikat üyesi erkek ya da kadınlar, yaşamlarını özel bir şekilde tamamen Tanrıya adamaya çağrılı hristiyanlardır. Tarikat kutsaması tam ifadesini üç yeminde, yoksulluk (mal-mülk edinmeme), namusluluk (sürekli bekarlık) ve itaat yeminlerinde bulur. Tarikat üyeleri bir başrahip ya da başrahibenin idaresi altında topluluk (Konvent) halinde yaşarlar. Bazı tarikatlar tamamen ibadete yöneliktir. Bazıları özellikle gençlerin ruhsal ve/veya okul eğitimleriyle meşguldür, başka tarikatlar da tıbbi ya da genel sosyal yardım işleriyle meşguldür, vb. Belli bir yöredeki etkinlikleri hakkında, bölge episkoposunun otoritesine bağlıdırlar. Protestanlarda da kilisede çalışanlar teolojik eğitimlidirler, vaiz (pastör) erkek ve kadınlar ve kilise idarecileri yüksekokul eğitimlidirler. Cemaat düzeyinde çalışma ya da diğer kilise hizmetlerini üstlenmeleri genellikle dinsel atanmayı gerektirir.
  • (28) 4.yüzyıldaki İznik Konsili (İ.S. 325) Tanrıoğlunu Babanın yarattığı bir varlık olarak gören Ariyus ve Ariyusçuları reddetmiştir. Ariyusçu düşünce günümüzde, Üçlübirlik öğretisini reddeden Uniteryenlerde sürmektedir. 5.yüzyılda ise Efes Konsili (İ.S. 431), Mesihte iki şahsın mevcut olduğunu savunan Nestoryusu ve Nestoryusçuları reddetmiştir. Bazı Nestoryusçu gruplar Irakta ve İranda Asuri (Nasturi) adı altında yaşamaya devam etmişlerdir. Tarih içinde bunların çoğu Katolik Kilisesine katılmışlardır. Bunlar Keldaniler adını taşırlar. Yine 5.yüzyılda Kadıköy Konsili (İ.S. 451), Mesihte yalnız Tanrısal doğayı kabul eden Eutyches ve Monofizitleri (Tek doğacılık) reddetmiştir. Monofizitizm Mısırdaki Kopt kilisesi ve onun Etiyopyadaki kardeş kilisesince, ve Suriyedeki Yakubilerce Süryaniler temsil edilmektedir. Monofizitizmi reddedip, Kadıköy Konsili İnanç Bildirgesini kabul eden ve Bizans İmparatoruna (Sezar) sadık kalanlar Melkitler (Süryanice malkaya, yani Sezarın halkı sözcüğünden) olarak anılırlar. Günümüzde bu deyim, Antakya, Kudüs ve İskenderiye Patrikliğine dahil olan, ister ortodoks, ister Romaya bağlı Ünierteler olsun, Bizans ayin törenini sürdüren hristiyanları tanımlar. 11.yüzyılda Konstantinopel (İstanbul) Patriğinin otoritesi altındaki Doğu Kilisesi ile Romadaki Papa tarafından idare edilen Batı Kilisesi arasında büyük bir ayrılık doğdu. Bunu izleyen dönemde Doğu Kilisesi kendini ortodoks (doğru öğreti), Roma Kilisesi ise katolik (evrensel) olarak tanımladı. 16.yüzyılda Reformasyon Kiliseleri ortaya çıktı. Kalvinci ya da Reform Kilisesi John Calvine (1509-1564) dayanırken, Martin Lutherin (1483-1546) etkinlikleriyle Lutherci Kiliseler oluştu. İngilterede ise Kral VIII. Henry 1531 yılında Anglikan Kilisesini kurdu.
  • (29) Katolik sözcüğü burada Roma-Katolik ifadesinden daha geniş anlamdadır.
  • (30) Ayrıca Doğu Kiliselerinin her birinden bir grup imanlı yeniden Katolik Kilisesi ile birleşmiştir (Ünierte). Sonuç olarak hem ortodoks, hem de katolik Melkitler, ortodoks ve katolik Süryaniler vardır. Aynısı Koptlar, Nestoryenler ve Ermeniler için de geçerlidir. Buna karşın Marunilerin tamamı katoliktir.
  • (31) Konu sorularının bir kısmı konunun 3.bölümünde işlenmiş durumdadır.
  • (32) Dipnot 24e bakınız.
  • (33) Vatikanın zenginliği (Vatikan müzesinin sanat hazineleri düşünülerek) ve kudreti konusunda efsaneler üretilmiştir. Bunların bir bölümü Papalığın geçmişteki siyasi gücü dönemine dayanır. Günümüzde ise Vatikanın idaresi ve dünya çapında kilisece yapılan yardımlar için gerekli olan paranın hemen hemen tamamı tüm dünyadaki imanlıların bağışları ile karşılanmaktadır.
  • (34) Protestan Kilisesinde yanılmazlık Tanrı Sözüne özgüdür. Ruhani meclislerin ya da kilise idaresinin kararları bağlayıcı olabilir, ancak daima değiştirilebilmeleri de olanaklıdır.
  • (35) İcma sistemi ve ümmetin yanılmazlığı konusunda S. 73e bakınız.
  • (36) Bir hadise göre sünnet erkek çocukları için mecburi, kız çocukları için ise iyi olarak tanımlanır; başka bir geleneğe göre ise kızlarda klitorisin yalnız bir bölümünün sünnet edilmesi gerekir. Kızların sünnet edilmesi günümüzde de islami din bilginlerince şeriata uygun olarak gösterilir. Şu hadislere bakınız: İbni Hanbel S. 19794; Ebu Davud S. 4587; İbni Maca S. 600; Tırmizi S. 101. Kızların sünnet edilmesi, özellikle Afrikada hem müslümanlarca hem de müslüman olmayanlarca, daha fazla çocuk sahibi olmayı sağladığı düşüncesi ile uygulanmaktadır. Müslüman olmayan kesimler ve müslüman çevrelerin bir kısmında bu günümüzde reddedilmektedir. Kızlarda klitorisin sünnet edilmesi, erkek çocuklarının sünnetine göre çok daha temel bir şekilde duygusal yaşamı kısıtlamaktadır. Sünnetin uygulanışı, hijyenik kuralların ihmal edilmesi durumunda sağlık açısından büyük tehlike taşımaktadır. Almanyada da kızların sünnet edilmesi bir sorun teşkil etmektedir. Cezaya tabi bir suç olarak kovuşturulmaktadır.
  • (37) 2.Vatikan Konsilinin Ekümenizm hakkındaki bildirisi Sayı 6da vurgulanan ecclesia semper reformanda (Kilise devamlı reforme edilmek zorundadır) ilkesi Kilisenin başından beri bir özelliğiydi ve protestan kiliselerinin oluşumuna yolaçan reformasyon hareketinin ağırlıklı noktalarından biriydi.

Bize ulaşınız

J. Prof. Dr. T. Specker,
Prof. Dr. Christian W. Troll,

Kolleg Sankt Georgen
Offenbacher Landstr. 224
D-60599 Frankfurt
Mail: fragen[ät]antwortenanmuslime.com

Yazıcılar hakkında bilgi?